Free Web Site - Free Web Space and Site Hosting - Web Hosting - Internet Store and Ecommerce Solution Provider - High Speed Internet
Search the Web



-- NECİP FAZIL KISAKÜREK --

Allah Derim - Allah Diyene - Allah Dostu - Anneme Mektup - Aşk - Aşk ve Korku - Aynadaki Halime - Aynalar Yolumu Kesti - Babadan Oğula - Bahçedeki İhtiyar - Beklenen - Bekleyen - Bendedir - Büyük Randevu - Canım İstanbul - Çile - Çocuk - Destan - Dönemeç - Düşmamıma - Düzen - Ecel - En Yakın - Eser - Feza Pilotu - Fikir Sancısı - Geceye Şiir - Geçilmez - Gel - Gelir - Gölgeler - Gurbet - Haberi Yok - Hayat Mayat - Hüner - İşaret - Kadın - Kaldırımlar - Karacaahmet - Kavanoz - Mezar - Muhasebe - Müjde - Müslüman Yüzü - Nakarat - Ne Arıyorum - O Var - O An - O Erler Ki - Ölçü - Olmaz Mı - Ölünün Odası - O - Perdeler - SAKARYA TÜRKÜSÜ - Sanat - Şehirlerin Dışından - Sen - Serseri - Son Sığınak - Sonsuzluk Kervanı - Tabut - Tam Otuz Yıl - Tek Kelime - Veda - Ve Gelir - Vehim - Visal - Yar O Ki - Yattığım Kaya - Yolculuk - Yunus Emre'ye - Zehir - Zindandan Mehmed'e Mektup
Şairler ve Şiirleri
Ana Sayfa

AĞZIMI DİKSELER

Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.


                 Necip Fazıl, 1973
                 Çile


ALLAH DERİM

Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!

Ey akıl,  nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!


Necip Fazıl Kısakürek (1973)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınlar
 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön


       ALLAH DİYENE
 
Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurba, basi secdede,
İki büklüm, Allah diyene
 
Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'...
Bagli, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene...
 
               N.F.Kısakürek
                   (Çile)
                    1972
 Başa Dön


    ALLAH DOSTU


        Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel;
        Bir akşamdı ki, zaman, donacak kadar güzel.


                                                Necip Fazıl, Çile
                                                1940
Başa Dön


ANNEME MEKTUP

Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.


Necip Fazıl Kısakürek (1924)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön

  AŞK

        Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi;
        Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...
        
                                                Necip Fazıl, Çile
                                                1977
Başa Dön





        AŞK VE KORKU 

        Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
        Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu sever de...

                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1980
Başa Dön


AYNADAKİ HALİME

Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş'eni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Hergün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm..


Necip Fazıl Kısakürek (1926)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön




        AYNALAR YOLUMU KESTİ 


        Aynalar, bakmayin yuzume dik dik; 
        Iste yakalandik, kelepcelendik! 
        Ciktiniz umulmaz anda karsima,
        Basimin tokmagi indi basima. 
        Suratimda her suc bir ayri imza,
        Benmisim kendime en buyuk ceza! 
        Ey dipsiz berraklik, ulvi mahkeme! 
        Aci, hapsettigin sefil golgeme! 
        Nur topu gunlerin kanina girdim. 
        Kutsi emaneti yedim, bitirdim. 
        Dogmaz guneslere baglandi vade; 
        Dislerinde, kopek nefsin, irade. 
        Gunah, gunah, hasad yerinde demet; 
        Merhamet, sucumdan askin merhamet! 
        Olur mu, dunyaya indirsem kepenk: 
        Gozyasi doksem, Nuh tufanina denk? 

        Cikamam, aynalar, aynalar zindan.
        Bakamam, aynada, aynada vicdan;
        Beni beklemeyin, o bir hevesti;
        Gelemem, aynalar yolumu kesti. 


                                Necip Fazil, Cile
                                1956
Başa Dön

BABADAN OĞULA

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kimbilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde...

Necip Fazıl Kısakürek 
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön

BAHÇEDEKİ İHTİYAR

Yıllar bir gözyasi olup da kaymis
Nurlu ihtiyarin yanaklarinda.
Yapraktan sacini yerlere yaymis,
Sonbahar agliyor ayaklarinda.

Suzuyor ufukta bir kizil yeri,
Ici karanlikla dolu gozleri;
Alninda aksamin ince kederi,
Sessizligin sirri, dudaklarinda.

Yanan bir kagitta kucuk bir satir
Yazi gibi aksam onu karartir;
Artik o, silinen bir hatiradir,
Bu issiz bahcenin uzaklarinda...

Necip Fazil, Cile

Bayram
Başa Dön

BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahi,
Ne taze oluyu mezar,
Ne de seytan bir gunahi,
Seni bekledigim kadar.

Gecti istemem gelmeni,
Yoklugunda buldum seni;
Birak vehmimde golgeni,
Gelme, artik neye yarar?

                        Necip Fazil Kisakurek
Başa Dön

BEKLEYEN

Sen, kacan urkek ceylansin dagda,
Ben, pesine dusmus bir canavarim!
Istersen dunyayi cagir imdada;
Sen varsin dunyada, bir de ben varim!

Seni korkutacak gectigin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarip vucudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ates nefesim.

Kimsesiz odanda kis geceleri,
Icin urperdigi demler beni an!
De ki Odur sarsan pencereleri,
De ki Ruzgar degil, odur haykiran!

Gogsumden havaya kattigim zehir,
Solduracak bir gul gibi omrunu.
Kacip dolasan da sen, sehir sehir.
Bana kalacaksin yine son gunu.

Olursun... Kapanir yollar geriye;
Ben mezarla sirdas olur, beklerim.
Varilmaz hayale isaret diye
Topraginda bir tas olu, beklerim...

            NECIP FAZIL KISAKUREK
Başa Dön

         

          BENDEDİR                    
          
          Ne azap, ne sitem bu yalnizliktan,
          Kime ne, asilmaz duvar bendedir,
          Suslenmis gemiler gecse aciktan,
          Sanirim gittigi diyar bendedir.          
          Yaram var, havanlar dovemez merhem;
          Yukum var, bulamaz pazarlar dirhem.
          Ne cikar, bir yola dusmemis golgem;
          Yollar ki, Allah'a cikar, bendedir.          
          
          Necip Fazil Kisakurek
Başa Dön



        BÜYÜK RANDEVU 


        Buyuk randevu... Bilsem nerede, saat kacta?
        Tabutumun tahtasi, bilsem hangi agacta?


                                                Necip Fazil, Cile
                                                1958
Başa Dön

CANIM İSTANBUL

Ruhumu eritip de kalipta dondurmuslar;
Onu Istanbul diye topraga kondurmuslar.
Icimde tuten birsey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan asip gecmis sevgilim.
Cicegi altin yaldiz, suyu telli pulludur;
Ay ve gunes ezelden iki Istanbulludur.
Denizle toprak, yalniz onda ermis visale,
Ve kavusmus ruyalar, onda, onda misale.

                       Istanbul benim canim;
                       Vatanim da vatanim...
                                  Istanbul,
                                  Istanbul...

Tarihin gozleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamli servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmis Fatih'ten kalma kir at;
Pirlantadan kubbeler, belki bir milyar kirat...
Sahadet parmagidir goge dogru minare;
Her nakista o mana: Olecegiz ne care?..
Hayattan canli olum, gunahtan baskin rahmet;
Beyoglu tepinirken aglar Karacaahmet...

                         O manayi bul da bul!
                         Ille Istanbul'da bul!
                                   Istanbul,
                                   Istanbul...

Bogaz gumus bir mangal, kaynatir serinligi;
Camlica'da, yerdedir goklerin derinligi.
Oynak sular yalinin alt katina misafir;
Yeni dunyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarinda yangin cikan Uskudar,
Perili ahsap konak, koca bir sehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbali odalarda inletir <>i...

                         Kadini keskin bicak,
                         Taze kan gibi sicak.
                                    Istanbul,
                                    Istanbul...

Yedi tepe ustunde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten sayisiz belirisler...
Eyup oksuz, Kadikoy suslu, Moda kurumlu,
Adada ruzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her safak Hisarlarda oklar cikar yayindan
Hala cigliklar gelir Topkapi sarayindan.
Ana gibi yar olmaz, Istanbul gibi diyar;
Guleni soyle dursun, aglayani bahtiyar...

                         Gecesi sunbul kokan
                         Turkcesi bulbul kokan,
                                      Istanbul,
                                      Istanbul...

                                Necip Fazil [1963]
Başa Dön



ÇİLE

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boslugu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye kostum: Kizil kiyamet!
Dediklerin çikti, ihtiyar baci!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avci

Atesten zehrini tattim bu okun,
Bir anda kül etti can elmasimi.
Sanki burnum, degdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz agzimdan kafatasimi

Bir bardak su gibi çalkandi dünya;
Söndü istikamet, yikildi bosluk.
Al sana hakikat, al san rüya!
Iste akillilik, iste sarhosluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandim yataga son çare diye.
Bir kanli safakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasil bir dünya, hikayesi zor;
Makâni bir satih, zamani vehim.
Bütün bir kahinat musamba dekor,
Bütün bir insanlik yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetis körlük, yetis, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her sekil;
Vatanim, sevgilim, dostum ve hocam!

.....................................................
.....................................................
.....................................................
.....................................................

Aylarca gezindim, yikik ve saskin,
Benligim bir kazan ve aklim kepçe,
Deliler köyünden bir menzil askin,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor esya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasil?
Zamanin raksi ne bir yuvarlakta?
Sonum varmis, onu ögrensem asil?

Bir fikir ki sicak yarad kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarinda sülük.
Selam sana hasmetli azap;
Yandikça gelisen tilsimli kütük.

Yalvardim: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci gök, esrarini aç!
Annemin duasi, düs de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar agaç!

Uyku, katillerin bile çesmesi;
Yorgan, Allahsiza kadar siginak.
Teselli pinari, sabir memesi;
Size serbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtigim cinnet,
Sirrini ararken patlayan gülle?
Yesil asmalarda deprenis, sehvet;
Karinca sarayi, kupkuru kelle...

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateste, cimbizda yokmus,
Fikir çilesinden büyük iskence.

...................................................
....................................................
....................................................
....................................................

Evet, her sey bende bir gizli dügüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktügüm,
Yetisir çektigim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktir, uzun ve dolasik.
Her gece rüyami yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi isik.

Büyücü, büyücü ne bana hincin?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kildan ince kilicin,
Bir zehir kiymak gibi, beynimde.

Lugat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildigi dilden bir isim!
Eski esvaplarim, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzi boynuzunda tasiyan öküz?
Belâ mimarinin seçtigi arsa;
Hayattan mühacir; esyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatli bir kelebegim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdagi,
Bir zerrecigim ki, Ars'a gebeyim,
Dev sancilarimin budur kaynagi!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördügüm nakis.
Bosuna gezmisim, yok tabiatta,
Içimdeki kadar inis ve çikis.

...............................................
.................................................
.................................................
.................................................

Gece bir hendege düsercesine,
Birden kucagina düstüm gerçegin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmis zamanin, hem gelecegin.

Açil susam, açil! Açildi kapi;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandi sirça saray, ilahi yapi,
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüs, donanma, senlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
Içiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meshur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pirilitili iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçir beni ahenk, al beni birlik;
Artik barinamam gölge varlikta.
Ver cüceye, onun olsun sairlik,
Simdi gözüm, büyük sanatkarlikta.

Öteler öteler, gayemin mali;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmali;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dallarin birlestigi kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...


Necip Fazil Kisakurek (1939)
ÇILE, Büyük Dogu Yayinlari 9.Baski ARALIK 1983
Başa Dön







        ÇOCUK 

        Annesi gul koklasa, agzi gul kokan cocuk;
        Agac icinde agac gelistiren tomurcuk...

        Cocukta, ucurtmayla goge cikmaya gayret;
        Karincaya goz atsa "nicin, nasil?" ve hayret...

        Fatihlik nimetinden yuzu bir nurlu muhur;
        Biz akil tutsagiyiz, cocuktur ki asil hur.

        Allah diyor ki: "Gecti gazabimi rahmetim!"
        Bir merhamet heykeli mahzun bakisli yetim...

        Bugun agla cocugum, yarin aglayamazsin!
        Simdi anladigini, sonra anlayamazsin!

        Insanlik zincirinin ebediyet halkasi;
        Cocuklarin kalbinde isler zaman rakkasi...


                                        Necip Fazil, Cile
                                        1983
Başa Dön

                DESTAN

Durun kalabaliklar, bu cadde cikmaz sokak!
Haykirsam, kollarimi makas gibi acarak:
Durun, durun, bir dunya iniyor tepemizden,
Catirtilar geliyor karanlik kubbemizden,
Cekiyor tebe$irle yekun hattini afet;
Alevler icinde ev, ust katinda ziyafet!
Durum diye bir laf var, buyurun size durum;
Bu toprak cirkef oldu, bu gokyuzu bodrum!
Bir $ey koptu benden, $ey, Her$eyi tutan bir $ey.
Benim adim bay Necip, babamin ki Fazil bey,
Utanirdi burnunu gostermekten sutninem,
Kizimin gosterdigi, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, ba$i ustunde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasinda zina!
Bir kitap sarayinin bin dolusu iskambil;
Barajlar yikan $arap, sebil ustune sebil!
Ve ferman, kumardaki dort kralin buyrugu:
Ba$kentler haritasi, yerde sarho$ kusmugu!
Gecenler gecti seni, uctu pabucun dama,
Catla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Ottur yem borusunu ottur, ottur, borazan!
Bitpazarinda sattik, kalkamaz artik kazan!
Allah'in on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir ki$iye tam dokuz, dokuz ki$iye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara $ah olsa;
Ya$asin, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerceksiz;
Heykel destek ustunde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim kole, sanat ihtilac;
Serbest, verem ve sitma; mahpus, gumrukte ilac.
Bulbullere emir var: Lisan ogren vakvaktan;
Bahset tarih, baligin tirmandigi kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartilan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamin iskeleti;
Ne yaptik, ne yaptilar mukaddes emaneti?
Ah! kucuk hokkabazlik, sefil aynali dolap;
Bir $apka, bir eldiven, bir maymun ve inkIlap!
 
                        Necip Fazil (1947)
Başa Dön

DÖNEMEÇ

Bir gündü, hava ılık
Ve cadde kalabalık...
Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;
Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.
Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,
Çarpıldım sendeledim.

Bir gündü mevsim bayat
Ve esnemekte hayat....
Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir âhenk sezdim, çerçevede bir endam.
Ve tabutta, incecik, o kadın var, anladım;
Bir köşede ağladım


Necip Fazıl Kısakürek (1940)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön





	DÜŞMANIMA 

	Ey dusmanim, sen benim ifadem ve hizimsin;
	Gunduz geceye muhtac, bana da sen lazimsin!..



					Necip Fazıl, Çile
Başa Dön




	DÜZEN  


	Dogan gunesler her gun ayni da her gun yeni;
	Ezelden ebededek, iste Islam duzeni!..



					Necip Fazıl, Çile
					1978
Başa Dön




	ECEL

	Yetişir boğuştuğum gece gündüz ecelle;
	Allah Rahim ve Rahman, Allah Azze ve Celle...

						Necip Fazıl, 1983
Başa Dön

     EN YAKIN
 
Bütün insanlığı dövsen havanda,
Zerre zerre herkes yine yalınız.
Boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek başına, dağ, taş ve yıldız.
 
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Eşini kaybetmiş herkes işinde.
İçinizde yiv yiv derinleşirde,
Çıksın karşınıza en yakınınız|
 
                       1972
 
                  N. F. KISAKÜREK
Başa Dön




        ESER  

        Gecekondu yapısı, bir üfürüklük eser...
        Elbet beklenen rüzgar bir gün Kıbleden eser!..



                                        Necip Fazıl, Çile 
                                        1972
Başa Dön


         F E Z A  P İ L O T U
 
Yirminci yüzyılın ablak yüzlü pilotu
Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu ?
Bir odun parçasına at diye binen çocuk
Başında çelik kulaf, sırtında plastik göçük.
Uzakları yenmiş Fatih edasındasın|
Dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...
Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...
Farkında değilsin ki, Ay Dünya'ya bir karış
Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe;
Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe
Kavanozda, kendini deryada sanan balık;
Ne acı vahset, mağrur ilimdeki kalabalık;
Fezada 'Allah diye bir sey yok' iddiası 
Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü'minin duası;
Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;
Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.
Bilmediler; kalptedir, kalptedir asil feza;
Kalptedir, ölümsüzlük kefili kutsi imza.
Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;
Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot,
Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde,
Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.
 
       Bizimkiler ışıga gem vurarda binerler;
       Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler......
 
                        Necip Fazıl KISAKÜREK   1972
Başa Dön




	FİKİR SANCISI  

	Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
	Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?


					Necip Fazıl, Çile
					1980
Başa Dön


          GECEYE ŞİİR                    
          
          Kalbim bir çiçektir,gündüzler ölgün;
          Gelin,gelin,onu açın geceler!          
          Beni yadedermiş gibi,bütün gün
          Ötün kulağımda,çın,çın,geceler!          
          Geceler çekmeyin benim için hüzün,
          Gelin siz,ruhumu tenimden süzün;
          Bırakın naşımı yerde gündüzün,          
          Gölgemi alın da kaçın geceler!
          
          Necip Fazıl 
Başa Dön

                      GEÇİLMEZ

        Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
        Eşten,dosttan,sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
        İçeride bir has oda,yeri samur döşeli;
        Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
        Eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada,
        Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
        Varlık niçin,yokluk nasıl,yaşamak ne,topyekün?
        Aklı yele saliverip çıldırmadan geçilmez.
        Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
        Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
        Ne okudun,ne öğrendin,ne bildinse berhava;
        Yer çökmeden,gök iki şak yarilmadan geçilmez.
        Geçitlerin,kilitlerin yalnız O'nda şifresi;
        İşte,işte o eteğe sarılmadan geçilmez!

                                Necip Fazıl
                                    (1983)
Başa Dön

                    GEL
 
          Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,
          O gün başucuma karalarla gel
          Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,
          Tepende simsiyah kargalarla gel
 
          Elinden, dal gibi düşerken ümit,
          Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit;
          Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
          Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel..
                                NECİP FAZIL KISAKÜREK
                                   (1930)
Başa Dön

                  GELİR

         Pervane dediğin, çerağa gelir;
         Sular, kıvrım kıvrım, ırmağa gelir.

         Bülbül kovuldu mu dil bahçesinden,
         Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.

         O yön ki, ezelle ebed arası
         Ne sola kıvrılır, ne sağa gelir.

         Gam çekme, böyle gitmez bu devran,
         Nihayet sonuncu durağa gelir.

         Hasretle beklenen gelir mutlaka;
         Sultan fikir, şanlı otağa gelir.

         Yırtılır güneşin kapkara zarı,
         Dünyamız yepyeni bir çağa gelir.

         Füzeler kağnıya döner ve nöbet,
         Işıktan da hızlı Burağa gelir.

         Gökyüzü, yeryüzü, helalleşirler,
         Nur, kaçtığı yerden toprağa gelir.

         Birleşir, kupkuru dalla yanık kök,
         Yemyeşil bir ışık, yaprağa gelir.

         Kal'a nın burcundan çakar işaret;
         Millet, dalga dalga bayrağa gelir.


                                Necip Fazıl KISAKÜREK (1970)
Başa Dön




        GÖLGELER

        Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
        Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...


                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1982
Başa Dön


GURBET

Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..


Necip Fazıl Kısakürek (1923)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön




        HABERİ YOK


        Şu geçeni durdursam, çekip de eteğinden; 
        Soruversem: Haberin var mı öleceğinden? 


                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1939
Başa Dön



        HAYAT, MAYAT 

        Hayat, mayat diyorlar
        Benim gözüm mayat'ta. 
        Hayatın eksiği var: 
        Hayat eksik hayatta. 

        Takınsam, kanat, manat; 
        Kuş, muş olsam seğirtsem. 
        Bomboş vatana inat,
        Matan'a doğru gitsem... 

                        Necip Fazıl, 1940
                        Çile
Başa Dön





	HÜNER


	O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
	Azraile "hoşgeldin!" diyebilmekte hüner... 

					Necip Fazil, Cile
					1976
Başa Dön



     İŞARET
 
O ki, pınar başında çeker suya hasret;
Kadınında kadına, yurdunda yurda hasret.
Yalan dünyada bütün görünüşler iğreti;
Her şey o şeye hazin benzeyişten ibaret.
 
Var olan yoklukların ömrünü sürüyorum
Aşklar bomboş kuruntu, hürriyetler esaret
Yalnız, 'Rakip' ismiyle Allah'i göruyorum
Bir yokluk ki, bu dunya, var olandan işaret...
 
                            N.F.Kisakürek
                                (Çile)
                                 1972
Başa Dön


        KADIN  
        
        
        Kalıp değil bir fikir... 
        Elmas sorguçlu fakir; 
        Açikta sırrı bakır; 
                                Kadın... 
        
        Çölde kaçan bir serap; 
        Yönü kementli mihrap... 
        Madeni som ıstırap; 
                                Kadın... 

        Dipsiz hasrete tuzak; 
        En yakınken en uzak.... 
        Tadı zehrinde erzak; 
                                Kadın... 

        Bir işaret, bir misal; 
        Ayrılık remzi visal... 
        Allah'a yol bir timsal; 
                                Kadın... 



                                Necip Fazıl, Cile
                                1983
Başa Dön

KALDIRIMLAR

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gözler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
Bu gece yarısında iki kişi uyanık:
Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,
Simsiyah comlarını üzerime dikiyor
Gözleri çıkarılmış bir ama gibi evler

Kaldırımlar, ıstırap çekenlerin annesi
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta,
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum.
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler.

Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün serin karanlıkları.

                       Necip Fazıl Kisakürek
Başa Dön




ARACAAHMET 

        Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet! 
        Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet! 
        Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde; 
        Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde? 
        Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta; 
        Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta... 
        Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek. 
        Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek. 
        Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlik; 
        Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık. 
        Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz; 
        Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz. 
        Karacaahmet bana neler söylüyor, neler! 
        Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
        Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm; 
        Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm... 
        Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; 
        Bu mu dersin, taşlarda dönmüş sükuta sebep? 
        Kavuklu, başörtülü, fesli, başaçık taşlar; 
        Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
        Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; 
        Süzüyor, sahi diye toprağa basanları. 
        Onlar ki, her nefeste habersiz olduğundan,
        Gulup oynamaktalar, gelir gibi düğünden. 
        Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
        Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar. 
        Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! 
        Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih! 


                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1969
Başa Dön




KAVANOZ

        Bir cümbüştür kopsa da, gece, yakamozlarda;
        Munzevi balıklarız ayrı kavanozlarda...

                                        Necip Fazıl, Çile
Başa Dön


MEZAR

Kapiya ne icra memuru gelir,
Ne Birinci Sube sivil polisi....
Içerde kimine kus tüyü sedir;
Yüz üstü topraga düser kimisi....

Bir musiki orda zaman ve mekân....
Yildiz dolu feza küçük camekân....
Imkân atomunu çatlatan imkân....
Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi


Necip Fazil Kisakürek (1978)
ÇILE, Büyük Dogu Yayinlari 9.Baski ARALIK 1983
Başa Dön







MUHASEBE


        Ben artik ne şairim, ne fikra muharriri! 
        Sadece beyni zonklayanlardan biri! 
        Bakmayin tozduguma me$hur Babialide! 
        Bulmusum rahatimi ben bir tesellide. 
        Fikrin ne fahi$esi oldum, ne zamparasi! 
        Bir vicdanin, bilemem, kactir hava parasi? 
        Evet, kafam catliyor, guya ulvi hastalik; 
        Bendedir, duymadigi dertlerle kalabalik. 
        Buyuk meydana dustum, uctu fildisi kulem; 
        Milyonlarca ayagin altinda kaldi kellem. 
        Ustun cile, dev gibi geldi catti birden! Tos!! 
        Sen cuce sanatkarlik, sana busbutun paydos! 
        Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle; 
        Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen guruhiyle... 
        Cok var ki, bu hinc bende fikirdir, fikirse hinc! 
        Genc adam, al silahi; iman tilsimli kilinc! 
        Iste butun meselem, her meselenin basi,
        Ben bir genc ariyorum, genclikle koprubasi! 
        Tirnagi en yirtici hayvanin pencesinden,
        Daha keskin eliyle, basini ensesinden,
        Ayirip o genc adam, uzansa yatagina; 
        Yerlestirse basini, iki diz kapagina; 
        Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi? 
        Yeti$, yeti$, hey sonsuz varlik muhasebesi! 
        Disimda bir dunya var, zipzip gibi kuculen,
        Icimde homurtular, inanma diye gulen... 
        Inanmiyorum, bana ogretilen tarihe! 
        Sebep ne, mezardansa bu hayati tercihe? 
        Uc katli ahsap evin her kati ayri alem! 
        Ust kat: Elinde tespih, agliyor babaannem,
        Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve asiklari,
        Alt kat: Kizkardesimin (Tamtam) da cigliklari; 
        Bir kurtlu peynir gibi, ortasindan kestigim; 
        Buyrun ve maktaindan seyredin, iste evim! 
        Bu ne hazin agactir, butun ufkumu tutmu$! 
        Koku iffet, dalari taklit, meyvesi fuhu$... 
        Rahminde cemiyetin, ben dogum sancisiyim! 
        Mukaddes emanetin donmez davacisiyim! 
        Zamani kokutanlar murteci diyor bana; 
        Yukseldik saniyorlar, alcaldikca tabana. 
        Zaman, korkunc daire; ilk ve son nokta nerde? 
        Bazi geriden gelen, yuzbin devir ilerde! 
        Yeter senden cektigim, ey tersi donmus ahmak! 
        Bir saman kagidindan, butun is kopya almak; 
        Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal. 
        Mavallari bastirdi devrim isimli masal. 
        Yeni cirkine mahkum, eskisi guzellerin; 
        Allah kuluna hakim, kullari heykellerin! 
        Bulustururlar bizi, elbet bir gun hesapta; 
        Lafini cok dinledik, simdi is inkilapta! 
        Bekleyin, gorecektir, duranlar yuruyeni! 
        Sabredin, gelecektir, solmaz, porsumez Yeni! 
        Karayel, bir kivilcim; simsiyah oldu ocak! 
        Gun dogmakta, anneler ne zaman doguracak? 


                                Necip Fazil, 1947
                                Cile 
        Başa Dön





        MÜJDE

        Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!
        Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!

                                        Necip Fazıl, 1982
                                        Çile
Başa Dön


        MÜSLÜMAN YÜZÜ

        O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır;
        O yüz ki, göz değince Allahı hatırlatır...


                                                Necip Fazıl, Çile
                                                1976
Başa Dön
                                                

           NAKARAT
 
  Küçükken derdi ki, dadim:
  Coğu gitti, azı kaldı.
  Büyüdüm, ihtiyarladım,
  Çoğu gitti, azı kaldı.
 
  Vur kazmayı dağa Ferhat
  Çoğu gitti, azı kaldı.
  Kişne kır at, kişne kır at
  Çoğu gitti, azı kaldı.
 
  Doğar bir gün benim günüm,
  Çoğu gitti, azı kaldı.
  Kırk gün, kırk gece düğünüm,
  Çoğu gitti, azı kaldı.
 
  Ektik, ektik, yetişecek,
  Çoğu gitti, azı kaldı.
  Bütün yollar bitişecek,
  Çoğu gitti, azı kaldı.
 
  Bir gün anlaşılır şiir;
  Çoğu gitti, azı kaldı.
  Ekmek gibi azizleşir,
  Çoğu gitti, azı kaldı...
 
                   N.Fazil KISAKÜREK
Başa Dön



        NE ARIYORUM?


        An oluyor bir garip duyguya varıyorum,
        Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?..


                                        Necip Fazıl, 1939
                                        Çile
Başa Dön


 O VAR 

 Her defa haberi taze bir müjde; O var! 
 Her defasında geç,gafletten vecde; O var! 
 Ne sen varsın,ne ben,ne yar,ne kimse;  O var! 
 Bütün sevdiklerin elden gittiyse;  O var! 
 Kalacak kim var ki,dost tomarından? O var! 
 Sana daha yakın şah damarından;  O var! 
 Arama,ilaç yok eczahanede!  O var! 
 Gayede,sebepte,bahanede; O var! 
 Sevdiğini ebed boyu tutan dinç; O var! 
 Ölümsüzlük şevki,ilahi sevinç;  O var! 
 Yıkılmaz dayanak,kırılmaz destek;  O var! 
 Tekten de tek,bir tek,tek başına tek;   O var! 
    
                    (Necip Fazıl,1982) 
Başa Dön

         O   AN
 
Taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan,
Secde yerine çarpa çarpa alnım aşınsa
Göklerin kamçısıyle yediğim dayaklardan,
Erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa
 
Bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
Tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
Karanlığı, yoğursam nura döndüresiye.
Tırmansam o ana ki, yek paredir ve bitmez.
 
                    N.F.Kisakürek
                       (Çile)
                        1972
 Başa Dön

O ERLER Kİ 

O erlerki gönül fezasındalar,

Toprakta sürünme ezasındalar

Yıldızları tesbih tesbih çeker de,

Namazda arka saf hizasındalar

İçine nefs sızan ibadetlerin,

Birbiri ardınca kazasındalar,

Günü her dem dolup her dem başlayan,

Ezel senedinin imzasındalar

Bir an yabancıya kaysa gözleri ,

Bir ömür gözyaşı cezasındalar

Her rengi silici aşk ötesi renk;

O rengi kavuran beyzasındalar

Ne cennet tasası ve ne cehennem,

Sadece Allah ın rızasındalar

Necip Fazıl
Başa Dön


        
        ÖLÇÜ


        Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
        Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!


                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1974
Başa Dön


OLMAZ MI

Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?

Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?

Necip Fazıl Kisakürek (1973)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baski ARALIK 1983
Başa Dön






	ÖLÜNÜN ODASI


	Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş; 
	Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş. 
	Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi; 
	Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi... 
	Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü; 
	Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü. 
	Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi; 
	Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi. 
	Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana; 
	Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana. 
	Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var; 
	Küçük bir çizgi, küçük, tutreyen bir an kadar. 
	Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an; 
	Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan. 
	Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm; 
	Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm... 


					Necip Fazıl, Çile
					1925
Başa Dön





        O  

        O, Allah'ın emriyle Kainat Efendisi;
        Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi...


                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1974
Başa Dön



        PERDELER


        Perdeler, hep perdeler... 
        Her yerde, her yerdeler. 
        Pencerede, kapıda,
        Geçitte, kemerdeler... 
        Perdeler, hep perdeler... 

        Ya benim sevdiklerim,
        Şimdi nerde, nerdeler? 
        Önu bomboş perdenin; 
        İçerde, içerdeler! 
        Perdeler, hep perdeler... 

        Gönülde asıl perde; 
        Onu hangi göz deler? 
        Surat maske altında,
        Sis altında beldeler. 
        Perdeler, hep perdeler... 

        Perdeye doğru akın; 
        Atlılar, piyadeler. 
        Yollar, yönler dolaşık; 
        Değişik ifadeler. 
        Perdeler, hep perdeler.. 

        Bir tohumda bin gömlek.
        Giyim giyim fideler.
        Kalbler dilini yutmuş;
        Bangır bangır mideler.
        Perdeler, hep perdeler...

        Son noktada son perde;
        Çevrilmiş seccadeler.
        Orada işte işte,
        Ölümden azadeler!
        Perdeler, hep perdeler... 


                        Necip Fazıl, Çile
                        1962
Başa Dön
        

SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta denetlenmiş, büyük, küçük, kainat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..
   Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
   Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski günleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hala carpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
   Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
   Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üçbeş damla kan, ırmak üçbeş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve Ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!
   Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
   Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

                         Necip Fazıl KISAKÜREK
Başa Dön




        SANAT

        Anladım işi, sanat Allahı aramakmış; 
        Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış... 
       
                                Necip Fazıl, 1939
                                Çile
Başa Dön


                ŞEHİRLERİN DIŞINDAN
 
                Kalk, arkadaş, gidelim
                Dereler yoldaşımız,
                Dağlar omuzdaşımız.
                Dünyayı seyredelim,
                Şehirlerin dışından.
                Esmerden, sarışından,
                Kaçalım, kurtulalım
                Haydi yürü, bulalım,
                Kat kat çıkmış evlerin,
                O çam gözlü devlerin
                Gizlediği alemi
                Bir tüy gibi yel alsın,
                Bir dal gibi sel alsın,
                Bizden, menhus elemi.
                Attığımız naralar,
                Yol açsın karanlıkta.
                Çeksin bizi mağaralar,
                Bir derin ormanlıkta.
                Öttürüp sert bir ıslık,
                Yılanları çağralım.
                Peşinden  çığlık çığlık,
                Çakallara bağralım,
                Ötelim baykuşlarla.
                Kızıl akşam üstleri,
                Hicret eden kuşlarla,
                Sema, deniz ve yeri,
                Çepçevre, iklim iklim,
                Dolaşalım, gezelim
                Yollar bizden bir izdir,
                Ne duysak sesimizdir,
                Ne görsek benzer bize.
                Hiç şaşmayan bir saat
                Gibi işler tabiat,
                Uyarak kalbimize
                Mevsimler boğum boğum,,
                Zamanın ipliğinde.
                Başı görünmez doğum,
                Sonu ölçülmez hayat...
                Hayvan, nebat ve cemat,
                Hepsi ilk gençliğinde.
                Ölen olur, yıpranmaz;
                Giden  gider, aranmaz.
                Böyle geçer ömrümüz,
                Bir gün gelir, oluruz.
                Haberimiz olmadan.
                Ve o zaman, o zaman,
                Hayat neymiş görürsün
                Bırak, keyfini sürsün,
                Şehirlerin, köleler
                Yeter bizi tuttuğu
                Tükensin velveleler
                Kalk arkadaş, gidelim
                İnsanın unuttuğu
                Allah'ı zikredelim;
                Gül ve sümbül hırkamız,
                Sular, kuşlar, halkamız...

                                         N.F.KISAKÜREK
Başa Dön



      S E N
 
Senden, senden, hep senden,
Akisler aynalarda,
Göğe çıksam mahzenden;
Hasretim turnalardan.
 
Seni buldun bulduysam;
Gökten bir davet duysam
Ben ki, suçumu yuysam,
Su biter kurnalarda.
 
Garibe sensin vatan,
Nur yurdunu aratan
Sensin, sensin yaratan,
Rahmetli analarda.
 
N.F.Kısakürek
   (Çile)
    1973
 Başa Dön

SERSERİ

Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.

Yıllarca gezdirdim hoyrat basımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile lanet ederim.

Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,
Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,
Gölgemin peşinden yürür giderim...


Necip Fazıl Kısakürek (1924)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınları 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön



        Son Sığınak 


        Hayat perdenin arkasında;  
        Hayatın öte yakasında. 

        Şu gaflet yükü insana bak;  
        Kendinden varlık cakasında.  

        Ve aşksız yobaz... İşi gücü, 
        Namazla Cennet takasında.  

        Tam dört asırdır Müslümanlık, 
        Cansız etiket markasında.  

        Ku'ran kalbi kör ezbercide, 
        Din, üfürükcü muskasında.  

        Batı, Batı der çırpınırlar, 
        Batı tükürük hokkasında. 

        Makine dimdik demirden put, 
        İnsanoğlu ruh laçkasında.  

        Hürriyet nerde söyleyeyim:  
        Hakka esaret halkasında.  

        Zamanda herşey kopuk, kesik; 
        Biçkisi kader makasında.  

        Ey insan, sana son sığınak, 
        Son peygamberin hırkasında! 
                        

                                Necip Fazıl, Çile
                                1982
Başa Dön



        Sonsuzluk Kervanı

        Sonsuzluk Kervanı, "peşinizde ben,
        Üç ayakla seken topal köpeğim!"
        Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
        Bir kırıntı yeter, kereminizden!
        Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...

        Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
        Ufuk önlerinde bayrak kulesi.
        Bu gidenler Altun Kol Silsilesi;
        Ölçüden, ahenkten daha güzeller.
        Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...

        Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!
        Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
        Ölmezi bulmaksa biricik niyet;
        Bastığınız yerde ebedi hasat.
        Sonsuzluk Kervanı, istemem azat...


                                Necip Fazıl, Çile
                                1952
Başa Dön



TABUT

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.

Her yandan küçülen  bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış.

Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
İnsan birer birer yine giriyor.

Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?


Necip Fazıl Kısakürek (1930)
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınlari 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön





        Tam Otuz Yıl 


        Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum;
        Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...


                                        Necip Fazıl, 1934 
                                        Çile
                Başa Dön


        Tek Kelime 


        Ne var ki, pazarlığa girişecek ecelle;
        Sermayem tek kelime, Allah azze ve celle...


                                                Necip Fazıl, 1977
                                                Çile
Başa Dön

       VEDA
Elimde, sükûtun nabzını dinle,
Dinlede gönlümü alıver gitsin !
Saçlarımdan tutup, kör gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalı ver gitsin !

Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Kösede bir lahza kalı ver gitsin !

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru bir yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin !

                    Necip Fazıl--1923
Başa Dön



        Ve Gelir 

        Bu yurda her bela içinden gelir;
        "Hep"leri hep, hiçin hiçinden gelir.
        Gelemez bir ithal malıdır akıl,
        Kafdağından, Çinden, Macinden gelir.
        Dünküne eş, bügün küfür yobazı;
        Bütün derdi festen, lapçinden gelir.
        "Allah vardır!" dersin; sorarlar: Niçin?
        Sonra tokat, puta "niçin" den gelir.
        Benim nur mayama pislik atanlar,
        Şeytan, senin büyük elçinden gelir!
        Biricik selamet yolu tarihte,
        "Sormayın, görmeyin, geçin!" den gelir.
        Genç Osman'ı lif lif yolan o güruh,
        Kahbe devşirmenin piçinden gelir.
        Bir gün bu gidişle çatlarsa yürek,
        Dile vurdukları perçinden gelir...
        
                                        Necip Fazıl
                                        Çile, (1964)
Başa Dön




        VEHİM 

        Her gün elim tokmakta,
        Bir an irkiliyorum: 
        Annem belki yatakta,
        Annem belki toprakta. 

        Gün batıyor şafakta; 
        Biliyorum, biliyorum: 
        Tabut gıcırdamakta
        Ve hevesler damakta... 


                Necip Fazıl, 1932
                Çile
Başa Dön




        Visal 

        Beni zaman kuşatmış, mekan kelepçelemiş;
        Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş...
        Perde perde veralar, ışık başka, nur başka;
        Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka.
        Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
        Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
        Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?
        Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi?
        Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, alemlerin Rabbi, sen!
        Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
        Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
        Azap var mı alemde fikir çilesine eş?
        Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
        Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
        Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;
        Ölen oluyor, bense ölümü yaşıyorum!
        Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?
        Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?
        Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;
        Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
        Hatıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!
        Sonu gelmez visalin gayrindan vazgeç, gönül!
        O visal, can sendeyken canını etmek feda;
        Elveda toprak, güneş, anne ve yar elveda!



                                        Necip Fazıl, Çile
                                        1982
Başa Dön


       YAR O Kİ...
 
Falan, dağın ardında;
Seslen, seslen, işitmez
Filan toprak altında;
Göz yaşları diriltmez
 
Neye vardın, vardın da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında,
Tılsımını eskitmez
 
Yar o ki, hep yadinda;
Eskimez ve eskitmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez
 
               N.F.Kısakürek
                   (Çile)
                    1972
 YATTIĞIM KAYA

Bu akşam o kadar durgun ki sular
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimde maziden kalma duygular
Ağla geri gelmez günlere diyor.

Ey gönül, gidenden ümidini kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes,
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

Enginden engine koşarken rüzgar,
Bende bir yolculuk heyecanı var...
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.


Necip Fazıl Kısakürek 
ÇİLE, Büyük Doğu Yayınlari 9.Baskı ARALIK 1983
Başa Dön

          Yolculuk 
          
          Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
          İçimde bu azgın davet ne demek?          
          Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
          Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.          
          Altımdan kaydırdı bir el minderi;
          Herkes yatağında, ben ayaktayım.
          Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,          
          Gözlerim yumulu, aramaktayım.
          Beni çağırmakta yabancı dostlar;
          Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
          Eski evde, şimdi bir başka ev var:
          Avlusu karanlık, suları tadsız.          
          Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
          Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
          Yangın varmış gibi yukarı katta,
          Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!          
          Başım, artık onu taşımak ne zor!
          Başım, günden güne kayıtsız bana.
          Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
          Acı rüzgarların çektiği yana...           
                                                
          Necip Fazıl
Başa Dön

       YUNUS EMRE'YE
 
Kaç mevsim bekleyim daha kapinda,
Ayağımda zincir, boynumda kement?
Beni de, piştiğin bela kabında,
Kaynata kaynata buhara kalbet.
 
Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar,
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;
Veriyor, ayrılık dolu semalar,
İçime bayıltan, acı bir lezzet.
 
Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan;
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,
Medet ey şairim, Yunus'um medet!
 
                 Necip Fazıl KISAKÜREK
Başa Dön


          Zehir     
          
          Çocukken haftalar bana asırdı;
          Derken saat oldu,derken saniye...
          İlk düşünce,beni yokluk ısırdı:
          Sonum yokluk olsa bu varlık niye?          
          Yokluk,sende yoksun,bir varsın bir yoksun!
          İnsanoğlu kendi varından yoksun...
          Gelsin beni yokluk akrebi soksun!
          Bir zehir ki,hayat özü faniye...              
                                  Necip Fazıl
Başa Dön


ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP
Zindan iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adım,boynunda yafta...
          Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
          Kavuşmak mı?..Belki ..Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
          Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
          Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!
Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.
          Düşün mü,konuş mu, sus mu ,umut mu?
          Buradan insan mı çıkar,tabut mu?
Bir idamlık  Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı
          Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
          Bahçeye diktiği üc beş karanfil...
Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
          Anlamaz;yazsız,pulsuz,dilkeçem...
          Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
          İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
          Urbalarla kemik,mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak,nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat
          Beni kimsecikler okşamaz madem
          Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan
          Karıştır çayını zaman erisin
          Köpük köpük,duman duman erisin!
Peykeler,duvara mıhlı peykeler
Duvarda,başlardan yaglı lekeler
Gömülmüs duvara,baş baş gölgeler...
          Duvar,katil duvar yolumu biçtin
          Kanla dolu sünger... Beynimi içtin
Sükût...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?
          Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
          Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?
Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...
          Garip pencerecik,küçük daracık;
          Dünyaya kapalı, Allah'a açık
Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış
          Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
          İplik ki incecik,örer boşluğu
Ana rahmi zahir ,su bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
          Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
          Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
          Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
          Gün doğmus, gün batmış, ebed bizimdir

                      Necip Fazıl Kısakürek
                  (Çile adlı şiir katabından - 1961)
Başa Dön